Sağlık

Sağlık (6)

Su ve sağlığımız hakkında bilgiler

Vitaminler

Ana Vitaminler

A Vitamini
Vücudun gelişmesi, göz sağlığı, solunum sistemi ve sağlıklı bir cilt icin gereklidir.
Karaciğer, yağsız et, süt, tereyağı, yumurta, yeşil ve sarı sebzelerde bulunur.

B Vitamini
B-1, B-2, B-6 ve B-12 vitaminlerini içine alan gruptur. Iştah, sindirim ve sinir sistemi için gereklidir.
B grubu vitaminler; tahıllar, yağsız et, böbrek, yürek, beyin, karaciğer, yerfıstığı, tavuk, ceviz, yumurta, kepek ekmeği ve yağlı tohumlarda bulunur.

B-1 Vitamini
Buğday, pirinç, mısır, yulaf, darı, çavdar ve bunlarla yapılan besinlerde, kepek ekmeğinde, mantar ve bira mayasında bulunur.

B-2 Vitamini
Süt, peynir, yoğurt ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde vardır
 

B-12 Vitamini
Karaciğer, et ve yumurtada bulunur.

C Vitamini
Vücudun direncini artırır, mikrobik hastalıklardan korur, dokuların ve diş etlerinin sağlığı için lazımdır. En çok sigara içenlere gereklidir.
Portakal, mandalina, greyfurt, limon, havuç, çilek, kavun, taze kırmızı ve yeşil biber, beyaz ve kırmızı lahana, maydanoz, kuşburnu ve yeşil sebzelerde bulunur.

D Vitamini
Kalsiyum ve fosforun emilerek vücuda faydalı bir hale gelmesi, kemiklerin gelişmesi için lazımdır. Balıkyağı, süt ve tereyağında bulunur.

E Vitamini
Büyüme ve üreme için gereklidir. Buğday, pirinç, mısır, darı, çavdar, marul, soya, yerfıstığı, kabak çekirdeği, badem, susam, ceviz, zeytinyağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı, pamukyağı ve yeşil sebzelere bulunur

 

K Vitamini
Kanın normal sürede pıhtılaşması için gereklidir. Et, karaciğer, domates, kabak, karnıbahar, ıspanak ve diğer yeşil yapraklı sebzelerde vardır
 

Kalori

Kalori Bilgileri

KALORİ MİKTARLARI 

BOYLARA GÖRE ORTALAMA HANGİ

KİLODA OLMANIZ GEREKİR

BOY

KADIN

ERKEK

1.55

43-48

53-59

1.58

44-50

55-61

1.60

46-51

56-62

1.63

47-53

57-63

1.65

48-54

59-65

1.68

50-55

61-67

1.73

52-59

64-71

1.75

54-61

66-72

1.78

56-63

68-75

1.80

58-65

70-77

1.83

60-67

72-79

1.85

62-69

73-82

1.88

63-71

76-84

 

 Bu ortalama değerler kas, kemik ve genetik yapılara bağlı olarak 3-5 kg. arasında (+) ve (-) olabilir.

YAĞLAR

GIDA

KALORİ

100 gr.

900

Tereyağ 100 gr

740

1 yemek kaşığı 28 gr.

206

Margarin 1 yemek kaşığı 28 gr.

204

Sıvı yağlar 1 yemek kaşığı 15 ml.

130

 

DENİZ ÜRÜNLERİ

GIDA

KALORİ

Siyah havyar 100 gr.

257

Sardunya 100 gr.

196

Somon füme 100 gr.

171

Karides 100 gr.

144

Tuna balığı 100 gr.

135

Kılıç balığı

121

Istakoz eti 100 gr.

117

Ahtapot – Kalamar 100 gr.

103

Siyah havyar 1 yemek kaşığı

72

Midye 1 adet

9

İstridye 1 adet

6

  

ETLER

GIDA

KALORİ

sosis 100 gr

287-300

salam 100 gr

446

Kuzu yağlı ızgara 100 gr

282

Biftek ızgara 100 gr.

278

Kuzu ciğeri yağda pişmiş 100 gr

232

Güvercin rosto 100 gr

232

Kuzu ciğeri (çiğ) 100 gr

178

Hindi rosto 100 gr

171

Ördek 100 gr

169

Tavuk göğsü haşlanmış 100 gr

150

Tavuk ızgara 100 gr

132

 

MEYVELER

GIDA

KALORİ

avokado

190

muz

100

Mango

73

armut

70

Elma

60

greyfurt

60

şeftali

60

üzüm

57

karpuz

55

ananas

53

portakal

50

mandalina

50

nektarin

46

kiraz

40

kavun

40

kivi

34

çilek

26

erik

18

taze hurma

15

taze incir

15

limon

15

kayısı

8

  

SEBZELER

GIDA

KALORİ

Şeker 100 gr.

400

Kuru fasulye 100 gr.

275

patates fırında 1 adet

115

patates haşlama 1 adet

100

Taze fasulye 100 gr.

90

bezelye 100 gr

89

Şeker 1 tatlı kaşığı

80

Brokoli 100 gr.

35

Brüksel lahanası 100 gr.

35

Havuç 100 gr

35

Soğan kuru 100 gr

35

Karnabahar 100 gr

32

Patlıcan 1 adet

28

aydanoz 1 demet

28

Ispanak 100 gr

26

Kabak 100 gr

25

Lahana 100 gr

20

Kereviz 100 gr

18

Marul 1 adet

15

taze yeşil biber 100 gr

15

Domates 1 adet

14

Mantar taze 100 gr

14

Salatalık  1 adet

11

Enginar 1 adet

10

Taze soğan  1 adet

5

  

BAHARATLAR

GIDA

KALORİ

Karabiber, kekik 1 çay kaşığı

7

kırmızı biber, kimyon vs.

 

Kury tozu 1 yemek kaşığı

65

Hardal 1 yemek kaşığı

43

SOSLAR

 

Fıstık ezmesi 100 gr

605

Mayonez 100 gr

295

Hardal 100 gr

110-170

  

TAHILLAR

GIDA

KALORİ

Muesli servis miktarı 30 gr.

98-114

Cornflakes servis miktarı 30 gr.

91-121

1 Dilim beyaz ekmek (28 gr)

70-100

1 Dilim kepekli ekmek (28 gr)

55-60

Bisküvi (100 gr)

450-480

Muesli (100 gr)

328-379

Cornflakes 100 gr.

304-404

1 dilim kurutulmuş ekmek (10-15 gr)

25-35

1 adet kruasan

180-200

Susam (100 gr)

589

Bulgur (kuru halde 100 gr)

371

Arpa kuru halde 100 gr.

367

Kuskus (kuru halde 100 gr)

367

Buğday (kuru halde 100 gr)

364

pirinç kuru halde 100 gr

357

Mısır (kuru halde 100 gr)

342

Makarna (100 gr. kuru)

339

Mercimek 100gr. Kuru halde

314

Arpa haşlanmış 100 gr.

125

Pirinç haşlanmış 100 gr

125

Makarna haşlanmış 100 gr

85

  

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ

GIDA

KALORİ

Yoğurt (yağlı 100 gr)

90-100

Süt (yağlı 100 gr)

66-70

Yağlı meyvalı yoğurt (100 gr)

120-150

Yağlı beyaz peynir (100 gr)

260-290

Yağlı kaşar peyniri (100 gr)

400-425

Yağlı rokfor peyniri (100 gr)

390-400

Parmesan peyniri (100 gr)

420-460

Yumurta orta boy

80

beyazı

15

sarısı

65

1 adet bıldırcın yumurtası

14

 

ÇEREZLER

GIDA

KALORİ

mısır çerezi 100 gr

550-570

patates cipsi 100 gr

510-570

fındık 100 gr

650

Hindistan cevizi 100 gr

603

Badem 100 gr

600

çam fıstığı 100 gr

600

ay çekirdeği 100 gr

578

Kabak çekirdeği 100 gr

571

fıstık 100 gr

560

ceviz 100 gr

549

popcorn 100 gr

478

kokonat 100 gr

365

Kestane 100 gr

167

Zeytin 1 adet

3

  

İÇECEKLER

GIDA

KALORİ

Brandy 100 ml.

240

Rom 100 ml.

200

Viski 100 ml.

200

Cin 100 ml.

200

Votka 100 ml.

180

Rakı 100 ml.

180

1 bardak cola 330 ml.

130

Şarap tatlı 100 ml.

90

Şarap sek 100 ml.

70

Şampanya 100 ml.

70

1 bardak ananas suyu 150 ml.

70

1 bardak elma suyu 150 ml.

50

1 bardak greyfurt suyu 150 ml.

50

Cappucino 1 fincan

48

1 bardak portakal suyu 150 ml.

45

Bira 100 ml.

40

1 bardak domates suyu 150 ml.

30

Su

0

Türk kahvesi yada siyah kahve

0

çay

0

  

TATLILAR

GIDA

KALORİ

Pudding 100 gr

285-330

Cheese Cake 100 gr.

340-400

Dondurma 100 gr.

160-230

Sıcak çikolata 1 bardak

105

Bal 1 yemek kaşığı

65

  

FAST FOOD

GIDA

KALORİ

Hamburger peynirli 1 adet

420-700

Pizza orta boy 1 porsiyon

700-1500

Spagetti bolonez  1 porsiyon

395

Taglietelle 1 porsiyon

685

 

 

MİNERALLER

İnsan vücudunun yaklaşık % 4’ünü mineraller oluşturur. Bunlar vücutta, tuzlar, bileşikler ya da iy­onik şekilde bulunurlar. Günlük gereksinimi 50 mg’ın üzerinde olan minerallere makromineraller, altında olanlara ise mikromineraller denir.

1. Makromineraller: Başlıca makrominer­aller kalsiyum, magnezyum, fosfor, sodyum, pota­syum ve klordur .

2. Mikromineraller (eser elementler): Başlıca mikromineraller demir, çinko, iyot, selenyum, bakır, mangan, fluor, krom ve molibdendir.

Eser elementler erişkinde günlük gereksinimin 50 mg’ın altında olan minerallerdir. En çok eksikliği görülenler demir, iyot ve fluordur.

Diğer eser element yetersizlikleri (özellikle çinko) nisbeten nadir olup daha çok prematür bebeklerde, protein enerji malnütrisyonunda ve uzun süre parenteral beslenenlerde ortaya çıkar.

İntrauterin yaşamda eser elementlerin yaklaşık 2/3’ü gebeliğin son 10-12 haftası içinde anneden bebeğe aktarılır. Bu nedenle parenteral beslenen prematürlerde eser elemetlerin tedaviye aklenmesi gerekir.
İyot

Deniz ürünleri ve çeşitli yiyecekler içinde bulunur. İyotun %100’e yakın bölümü ince bağırsaklardan emilir. Tiroksin ve triiodotironinin yapısına girer. Daha çok idrar ile atılır. İdrardaki iyot miktarının tesbiti ile iyot eksikliği taraması yapılabilir).

Hafif ve orta derecede iyot eksikliğinde eksikliğinde basit guvatr; ve hipotiroidi oluşur.

Günümüzde dünya nüfusunun %30’u iyot yetersizliği olan bölgelerde yaşamaktadırlar. dünya nüfusunun %12’sinde iyot ekskliğine bağlı guvatr, %1.6’sında zihinsel kusurlar ve %0.44ünde ise kretinizm mevcuttur.

İyot eksikliği yemek tuzlarına iyot eklenmesi ile önlenebilir. 2000 yılından itibaren Türkiye’de yemek tuzlarının iyotlanması zorunlu hale getirilmiştir.
Fluor

Daha çok sularda, çayda, ette ve deniz ürünlerinde bulunur. %80-90 kadarı ince bağırsaklardan emilir. Hidroksiapatit kristallerinin yapısına girdiği için diş ve kemik oluşumu için gereklidir. Florür diş minelerini sertleştiren ve çürümelerini önler.

Anne sütü içinde az miktarda florür bulunmasına karşın bebeklerde en az altıncı aya kadar florür eksikliği ortaya çıkmaz. Bu dönemde fluor takviyesi yapılırsa sürmekte olan diş yapısı bozulabilir.

Eğer şehir sularında yeteri kadar florür (0.6 ppm’den az) yoksa, fluorürlü diş macunları kullanılmıyorsa ve diğer yiyecekler-den alınan fluor miktarı düşük ise fluor takvi-yesi yapılmalıdır.

Fluor gelişigüzel kullanılma-malıdır. Çünkü tedavi edici dozlar ile toksik dozlar arasındaki sınır fazla değildir. Fluor fazlalığında dişlerde siyah lekelenmeler (fluorozis) oluşur.

Selenyum

Antioksidan bir maddedir (glütat-yon peroksidazın kofaktörüdür). Ayrıca T4’den, T3’e dönüşüm yapan 5′ iodinaz reaksiyonunda da koenzim olarak görev yapar.

Malnütrisyon, prematürite, kronik ishaller ve İV beslenme sırasında görülebilir. Çinin bir bögesinde selenyum eksikliğine bağlı miyokard nekrozu ve fibrozu endemik olarak görülür(Keshan hastalığı).
Çinko

Çinko daha çok et, peynir, kabuklu kuruyemişler (fındık, fıstık, ceviz), et ve istiridyede bulunur. Birçok önemli metaloenzimin (karbonik anhidraz, karboksipeptidazlar, alkali fosfataz, aldolaz, fosfolipaz, amilaz vb.) yapısına girer.

Eksikliğinde büyüme geriliği, demir eksikliği anemisi, hipogonadizm, saç dökülmesi, hiperpigmentasyon, hepatosplenomegali, acrodermatitis enteropatica, immun yetersizlik ve yara iyileşmesinde gecikme olur.

Acrodermatitis enteropatica

Acrodermatitis enteropatica; çinkonun ince bağırsaktaki emiliminde bir defekte (çinko bağlayıcı faktör ?) bağlı nadir görülen ve otosomal resesif olarak kalıtımla geçen bir metabolizma hastalığıdır.

Çinkonun nükleik asit ve protein sentezi, hücre bölünmesi, büyüme, antioksidasyon, makromolekül ve polimerlerin stabilizasyonu, hormon reseptörlerinin fonksiyonu ve yara iyileşmesinde önemli görevleri vardır.

Hastalık 1 yaşından önce tartı alamama, irritabilite, iştahsızlık ve ishal ile başlar. Anne sütü çinkosunun biyoyararlığı daha fazla olduğundan, anne sütü ile beslenen bebeklerde klinik belirtiler daha geç ortaya çıkar.

En erken bulgu ağız kenarlarında soyulma ve çatlaklardır. Daha sonra vezikülobullöz ve ekzematoid bir karakter alan bu lezyonlar daha çok distal eksremiteler ve perianal bölge gibi uç noktalarda daha belirgin olduğundan, acrodermatitis adı verilmiştir.

Saçlar seyrek ince ve kırmızısıdır. Fotofobi, konjonktivit, monilliazis, tekrarayan bakteriyel infeksiyonlar ve nörolojik bulgular (davranış bozuklukları, tremor, ataksi ve serebral atrofi) hastalığın diğer özellikleridir.

Serum çinko düzeyi genellikle düşük-tür. Çinkoya bağlı bir enzim olan alkali fos-fataz, çoğu kez düşük bulunur. Tedavide ağızdan çinko (35-100 mg/gün) ömür boyu verilir.

Çinko eksikliği ayrıca malnütrisyon, total parenteral beslenme, kronik gastroenterit, kistik fibroz, kelasyon tedavisi ve sirozda da görülür. Diyette bulunan fitatlar ve lfiler çinko emilimini bozarlar.

Tayanç-Reimann- Prasad sendromu

Çinko eksikliği, hipogonadizm, demir eksikliği, PİKA, hepatoslenomegali ve büyüme geriliği ile karakterize bir sendromdur.
Bakır

Daha çok istiridye, karaciğer, balık ve yeşil sebzelerde bulunur, ince bağırsaktan emilir; albumin (%10) ve serüloplazmin (%90) ile taşınır; Serbest miktarı %1’in altındadır. idrar ve safra yolu ile atılır.

Bakır birçok metaloenzimin (tirozinaz, katalaz, sitokrom oksidaz, süperoksit dismütaz, dopamin beta-hidroksilaz, lizil oksidaz vb.) kofaktörüdür ve aminolevülenik asit yapısına girer.

Bakır intestinal memir emilimini arttırır. Serüloplazmin transferine bağlanmadan önce üç değerli (ferrik) demiri, iki değerlikle (ferröz) demire dönüştürür. Bu nedenle bakır eksikliğinde hipokrom mikrositer anemi olur.

Bakır eksikliğinde büyüme geriliği, hipokrom mikrositer anemi, nötropeni, seberoik dermatit, hipotoni ve hepatomegali görülür.
Wilson Hastalığı

.Wilson hastalığı (1:200,000) Bakır(+2) bağlıyan P tipi ATPaz (karaciğer tipi) aktivitesi düşüklüğüne bağlı otosomal resessif (13q.14.3) kalıtımlı bir metabolizma hastalığıdır.

Bakırın safra ile itrahı ve serüloplazmine bağlanması azalmıştır. Özellikle karaciğer, kornea, bazal ganglionlar ve böbrekte biriken bakır klinik semptomlara neden olur.

Hastalık genellikle ergenlik çağından sonra ortaya çıkmasına karşın, 3-4 yaşından itibaren de belirti vermeye başlayabi-lir. Hastalığın üç ana bulgusu vardır.

1. Kayser-fleisher halkası: Korneanın iç yüzeyinde bakır birikimine bağlı sarı kahverengi bir halkadır. 7 yaşından itibaren yarık lamba incelemesi ile saptanabilir. Çıplak gözle görülmesi ancak yıllar sonra mümkündür. Patognomonik olmasa bile oldukça spesifik bir bulgudur.

2.Karaciğer tutulması: İlerleyici karaciğer fibrozu ile birlikte hepatosple-nomegali ve portal hipertansiyon 6-14 yaşlarından itibaren ortaya çıkmaya başlar.

3. Nörolojik bulgular: Koordinasyon bozukluğu, spastisite, dizartri, disfaji, “flapping tremor”, hemipleji ve psikiatrik bozukluklar genellikle 20-40 yaşlarından itibaren başlar.

Bazı hastalarda hemolitik ataklar ve renal bulgular ortaya çıkar.

Tanı kriterleri

Nonspesifik bulgular:

*Total serum bakırı: Normal yada düşük

* Seruloplazmin düzeyi: Normal yada düşük

Nisbeten spesifik bulgular:

* Serbest bakır düzeyi: Yüksek

* İdrar bakır düzeyi: Yüksek

Tanısal bulgular:

* Karaciğer bakır içeriği: Yüksek

* Radyoizotop çalışması: Bakırın serüloplazmine bağlanmasında azalma

D-penisilamin bakırı bağlayarak idrar ile atılımını hızlandırır; Erken başlanırsa yararlıdır. Takipte serum serbest bakır düzeyi izlenir. Bakırdan zengin gıdalar (karaciğer, balık) yasaklanır.

Hastalığın ileri evrelerinde D-penisilaminin fazla bir yararı yoktur. Bu tip hastalara karaciğer transplantasyonu yapılır.

Menkes hastalığı

Menkes hastalığı (1:35, 000) Wilson hastalığındakinden farklı bir bakır (+2) bağlı-yan P tipi ATPaz (nonhepatik tip) akti-vitesi düşüklüğüne bağlı x-resessif (Xq. 13.3) bir hastalıktır. Bakır bağırsaklarda birikir ve kana geçemez.

Klinik belirtiler (tirozinaz, katalaz, sitokrom oksidaz, süperoksit dismütaz, dopamin beta-hidroksilaz, lizil oksidaz enzimlerinin aktivitesinin düşmesine bağlıdır.

Hastalar genellikle erken doğarlar ve düşük doğum tartılıdırlar. Büyüme geriliği, letarji, sarılık nöbetleri, hipotermi ve hipotoni ilk semptomlar arasındadır. Zamanla nörolojik belirtiler ağırlaşır ve hastalar genellikle ilk yıl içinde ölürler.

Lizil oksidazın koenzimi olan bakır kollajen ve elastinin çapraz bağlarının oluşumunu sağlar. Hastaların saçı doğumda normaldir. Daha sonra saçlar seyrekleşir, sertleşir, kıvrılır, kolaylıkla kırılır ve fırçamsı bir görünüm alır (pili torti). Ayrıca tirozinaz eksikliğine bağlı olarak pigmentasyon kaybı vardır.

Mineraller

İnsan Vücudu = Maden Ocağı

İnsan vücudu “maden ocağı”;

İnsan vücudunun önemli bir bölümünün su olduğu, ancak birçok madensel maddenin de vücudun yapısında yer aldığı belirtildi.

Uzmanlar, su dengesiyle madensel madde dengesinin bozulmaması için çok dikkatli olunması gerektiğini, bu dengenin bozulması durumunda ise vücutta istenmeyen rahatsızlıkların ortaya çıkabileceğini ifade ediyor. İnsan vücudunun en önemli kısmının su olduğunu, canlılığın olabilmesi için suyun vazgeçilmez bir madde olduğunu kaydeden uzmanlar, suyun görev yapabilmesi için tuza gerek olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, sofra tuzu olarak adlandırılan tuzun sodyum ve klor elementlerinden oluştuğunu, bu 2 elementin vücutta önemli yer tuttuğunu kaydediyor. İnsan vücudundaki elementlerin hemen hepsinin önemli görevler yaptığını, ancak fazlalığında toksik etkiye neden olduğunu belirten uzmanlar, gerek eksikliği ve gerekse fazla birikmeyi önlemenin tek yolunun hemen her türlü gıdanın yer aldığı karışık bir beslenme uygulamak ve vitaminler de dahil olmak üzere hiçbir ilacı konunun uzmanı bir hekime danışmadan kullanmamak olduğunu söylüyor. Uzmanlar, vücuttaki madensel maddeleri ve eksikliklerinde yaşanacak gelişmeleri ise şu şekilde özetliyor :

Sodyum: Gıdalarla alınan sodyumla böbrek tarafından atılan sodyum miktarına bağlı olarak kanda ve tüm vücutta belirli bir denge içinde bulunur. Böbrekler, atılan sodyum miktarını değiştirerek belirli bir oranda bu dengeyi korumaya çalışır. Aşırı terleme ve kusma ile tuz alınmadan aşırı miktarda su içilmesi kandaki sodyum oranını düşürür, bol tuz yenilmesi ve az sıvı alınması da bu miktarı normalin üzerine çıkarır. Bunların dışında, öncelikle böbrek ve böbrek üstü bezi olmak üzere bazı organların hastalıklarında da bu denge bozulabilir. Vücuttan tuz ve su eksildiğinde, ağız kuruluğu, halsizlik, tansiyon düşüklüğü, çarpıntı ve şok görülebilir. Tuz alınmaksızın bol su alınması halinde de, su zehirlenmesi olarak adlandırılan, adale kasılmaları, çırpınmalar, şuur kaybı ve komayla ölüme kadar varabilen bir tablo görülebilir.

Potasyum: Hücrelerin içinde bol miktarda bulunup, kanda ve doku arası sıvılarda daha az miktardadır. Böbrek ve böbrek üstü bezi hastalıklarının dışında, kanda potasyum azalması aşırı ishal ve kusma ile idrar söktürücü ilaçların uzun süre kullanılması halinde görülür. İlk belirtisi kas güçsüzlüğüdür. İleri derecelere vardığında bağırsaklara ve solunum kasları dahil olmak üzere tüm kaslarda hareket kısıtlılığı olacak ve bu da hayati tehlikeye neden olacaktır. Potasyumun kanda yüksek düzeylerde bulunması, böbrek hastalığı, ciddi yanıklar, kanamalar gibi etkenlere bağlı olarak idrar miktarının azalması hallerinde görülebilir. Genellikle fazla bir belirti vermeden kalp üzerinde toksik etkiler gösterebilir. Bu etki de bazen hayati tehlikelere yol açabilir.

Fosfor kalsiyum ile birlikte hareket eder

Kalsiyum: Sağlıklı insanların kanının 100 mililitresinde 8.8 ile 10.4 mg. arasında kalsiyum bulunur. İnsan vücudunda kalsiyum dengesi, paratiroid bezleri ve D vitamini tarafından düzenlenir. Öncelikle kemik metabolizması ve kaslar için gerekli bir madensel maddedir. Eksikliği halinde, dilde, dudaklarda, parmaklarda duyu değişiklikleri, kaslarda ağrı ve kramplar görülür. Kalp de bir kas olduğu için kalsiyum metabolizmasından çok etkilenir. Uzun süreli kalsiyumdan fakir beslenme, kemiklerin zayıflaması gibi bir sonuç yaratır. Kalsiyumun kandaki düzeyinin gerektiğinden fazla olması hali, genellikle, paratiroid bezinin hastalıklarında görülmektedir. Hafif dereceli yükselmeler, fazla bir belirti vermez. Bu hastalarda sık böbrek taşları görülür. Kalsiyum yükseldikçe kas güçsüzlüğü, böbrek kireçlenmesi, kemiklerde gereğinden fazla kireç toplanması gibi durumlar belirir.

Fosfor: Kalsiyumla birlikte hareket eden bir elemandır. Böbrek, paratiroid bezi ve hormon düzensizliklerinde, vücuttaki fosfor dengesinde de bozulmalar olur. Kronik açlıklar, bağırsaklardaki emilim bozuklukları, alkolizm, devamlı idrar söktürücü kullanılması gibi hallerde kandaki düzeyi düşer. Tıp dilinde hipofosfatemi olarak adlandırılan fosfor eksikliklerinde, sinir ve kas ilişkisinde aksaklıklar, kas güçsüzlüğü, kas hücresi yıkımı, beyin fonksiyonlarında bozulma, koma ve hatta ölüm bile görülebilir.

Magnezyum: Magnezyum da vücudun önemli elementlerindendir. Kanın bir litresinde 1.6 ile 2.1 miliekivalan magnezyum bulunur. Eksikliğinde, iştahsızlık, bulantı, kusma, uyuklama, güçsüzlük, titreme, kas seyirmeleri ve kasılmaları gibi belirtiler görülür. Yüksekliği, böbrek yetersizliği olan hastalarda, sindirim sistemi tedavisi amacıyla magnezyumlu ilaçlar verilmesi halinde görülür. Kas refleksleri kaybolur, kalp elektrosunda bozukluklar görülür, solunum ve dolaşım aksar, şok ve hatta ölüm bile görülebilir.

Demir: Toplam olarak erkeklerde 3.45, kadınlarda ise 2.45 gr kadar demir, tüm vücuda dağılmış olarak bulunur. Bunun yüzde 60-70 kadarı kan hücrelerinde hemoglobin içinde, yüzde 10-12 kadarı kaslarda miyoglobin içinde ve enzimlerde, yüzde 15-30 kadarı da, karaciğer, dalak ve kemik iliğinde depolanmış olarak bulunur. Gıdalarla alınır. Kadınlar her ay adet kanamalarıyla kan kaybettikleri için, gıdalarında daha fazla demir bulunmalıdır. En önemli demir kaynağı, et, karaciğer ve dalak gibi gıdalardır. Gıdalarla az alınması, sindirim sisteminde demir emilimiyle ilgili sorun olması, kan kaybı gibi hallerle vücutta demir azalması, kendini demir eksiklği kansızlığı şeklinde gösterir. Bazı hastalıklarda ya da ilaç şeklinde gereğinden fazla demir alınmasında vücutta aşırı demir birikir. Zamanında tedavi edilmezse, karaciğer sirozu, şeker hastalığı, ciltte bronz rengi, kalpte büyüme ve tahribat gibi hayati önemi olan sorunlar çıkarabilir.

İyot eksikliği guatıra neden oluyor

İyot: Vücuttaki iyodun yüzde 80 kadarı tiroid bezinde bulunur. En önemli kaynağı, deniz ürünleridir. Denizden uzak, deniz ürünlerinin yenmediği ortamlarda, eğer içme sularında da yeterli iyot yoksa, iyot eklenmiş sofra tuzları kullanarak gereken miktarı almalıdır. Yeterli iyot alınmadığı taktirde, iyot eksikliği guatrı denilen bir tür guatr görülür. Eksikliğin ciddi olduğu hallerde, tiroid yetersizliğine bağlı ciddi sorunlar görülebilir. İyot fazlalığının sorun oluşturabileceği için, alınması gereken dozun 20-30 kat fazla çok uzun süreler için alınmalıdır. Bu da, ters bir etki yaratarak tiroid bezinin çalışmasını durdurabilir.

Çinko: İnsan vücudunda toplam olarak 1-2.5 gram çinko bulunur. Kemiklerde, dişlerde, saçta, deride, kaslarda, testislerde ve karaciğerde depolanmış haldedir. Toprak yiyenlerde, bağırsak paraziti olanlarda ve devamlı olarak lifli besinleri çok bol tüketenlerde çinko eksikliği görülebilir. Eksikliği özellikle gelişme çağındaki çocuklar için önem taşır. Yeterli çinko alamayanlarda, gelişme bozukluğu, saç, deri ve tırnak sorunları görülür. İleri boyutlu eksikliklerde, çocukların cinsel gelişmesi de aksar.

Fluor: Kemiklerin ve dişin yapısındaki önemli maddelerdendir. Çay ve deniz balıklarında bol miktarda bulunursa da en önemli kaynak içme sularıdır. İçme sularına fluor katılması, o suyu içen toplulukta diş çürüğü ihtimalini büyük oranda ortadan kaldırır. Fluor alınması aynı zamanda osteoporoz denilen kemik zayıflaması hastalığını da önleyici ve tedavi edici etki yaratacaktır. Gereğinden fazla alındığında da zarar verebilir. Kalıcı dişler üzerinde sarı-kahverengi lekeler ortaya çıkar ve diş minesi bu bölgelerde tahrip olmaya başlar. aşırı fluor yüklenmesi kemiklerde de normal dışı gelişmeler ve eklemlerde çarpılmalar gibi belirtiler ortaya çıkarır.

Bakır: Normal bir erişkin insanda 100-150 mg. kadar bakır bulunur. Bunun yüzde 90 kadarı kas, kemik ve karaciğerde depolanmış haldedir. İleri derecede beslenme ve bağırsakta emilme bozukluğu olanlarda bakır eksikliği görülebilir. Bu durumda kansızlık, cilt ve kemik kusurları ve zeka gelişme bozuklukları görülür. Bakırın da fazlası zehirleyicidir. 15 mg.dan daha fazla elementel bakır yutulması halinde, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, yaygın kas ağrıları gibi belirtiler ortaya çıkar. Zihinsel kusurlar ile koma ve ölüm de görülebilir.

Kobalt : B 12 vitamininin yapısına katılır. Eksikliği, bir çeşit kansızlık yapar. Kobalt eksikliği bulunanların kansızlık amacıyla kullanılan ilaçlarına mutlaka kobalt katılmalıdır. Ancak kobalt tedavisi, bu zehirli bir madde olduğu için çok dikkatle sürdürülmelidir. Aşırı miktarlar, özellikle çocuklarda tiroid eksikliği ve kalp yetersizliği gibi tehlikeli durumların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Aşırı selenyum tehlikeli

Krom: Kromdan zengin bir madde olan bira mayası kullananlarda, kolesterol ve trigliserit gibi kan yağlarında düşme, şeker toleransında düzelme görülmektedir. Şeker hastalarında ise insülin ihtiyacı azalmaktadır. Ani kilo kaybı, sinir uçları tahrişi ve şeker toleransı bozukluğu olanların tedavisinde en etkili madde kromdur.

Selenyum: E vitaminiyle birlikte, antioksidan bir madde olarak tanınır. Böylece hücre yıkımını yavaşlatmak gibi bir etkiye sahip olur. Selenyumdan eksik beslenmenin çok uzun süreler devam etmesi, vücuttaki selenyumun da azalmasına neden olur. Özellikle Çin’in bazı bölgelerinde çocukluk döneminde görülen kalp kası hastalıklarının nedeni selenyum eksikliğidir. Daha düşük boyutlu selenyum eksikli Yeğinde tırnak yatağfdnında beyazlanma, kaslarda ağrı ve hassasiyet görülür. Selenyumun da aşırısı zarar verir. Özellikle hücre yaşlanmasını yavaşlatıcı etkisinin belirlenmesinden sonra, selenyum haplarını gereğinden fazla kullanan kişilerde zehirlenme belirtileri görülebilmektedir. Aşırı selenyum alındığı hallerde saç ve tırnak dökülmeleri, deri döküntüleri ve polinevrit denilen sinir rahatsızlığı ortaya çıkar.

Manganez: Kemiklerin ve bir çok enzimin yapısına giren manganez, kepekli tahıllarda, yeşil yapraklı sebzelerde ve çayda bol miktarda bulunur. Manganez zehirlenmesi ise beslenmeyle fazla manganez alınmasıyla oluşmaz. Nadiren, manganez üretimde çalışan kişilerde ortaya çıkabilir ve Parkinson hastalığı benzeri sinir sistemi belirtileri ortaya çıkarır.

Molibden: Çok uzun süre, sadece damardan beslenmek zorunda kalınılan bir hastada molibden eksikliği görülmüş. Bu hastada çok hızlı bir nabız, hızlı solunum, gece körlüğü, görme bozukluğu, aşırı uyarılma ve koma ortaya çıkmış. Ancak bu durumun çok seyrek olduğunu da bilmek gerekir.

Silisyum: Hayvan deneylerinde, silisyum eksikliği, gelişme geriliği, kemik, kıkırdak ve bağ dokusu bozukluklarına neden olmaktadır. Ancak şu ana kadar insanlarda silisyum eksikliği ile ilgili bir tespit yapılamamıştır. Fazlalığı ise magnezyum trisilikat yapısında olan antiasitleri, mide rahatsızlığı nedeniyle uzun yıllar boyunca kullanan kişilerde görülür. Bu kişilerde silikat yapısında olan böbrek taşlarına sık rastlanılmaktadır. 

Karaciğer bakır, serum bakır ve serü-loplazmin düzeyleri düşüktür. İncebağırsak bakırı yüksektir. Semptomlar intraüterin dönemde başladığından parenteral bakır tedavisinin fazla bir yararı yoktur.

Sağlığımız için bilgilenelim

Genelde bir şeyin kıymeti kaybedilince daha iyi anlaşılır. Ancak bu sağlığımız için böyle olmamalı, çünkü sağlığımızı kaybettiğimiz zaman geri kazanma şansımız olamayabilir. Peki sağlığımız için dikkat etmemiz gereken en önemli husus nedir? Tabiki içtiğimiz ve temizlik için kullandığımız hayatın kaynağı olan sudur. Birleşmiş milletler dünya sağlık örgütü (who) bir deklarasyonunda diyor ki “eğer içtiğimiz ve kullandığımız sular iyi olursa kanser dahil tüm hastalıklardan %80 oranında kurtulmuş oluruz.” İnsan vücudunun %60-70 oranında sudan oluştuğunu hatırladığımızda bu deklarasyonun gerçekçiliği de ortaya çıkmış olur. Bizim yapmamız gereken iyi su içmenin yanında dengeli beslenerek ve spor yaparak bu oranı %100’e çıkarmak. Peki iyi suyu nasıl elde edeceğiz? Güney Kore’li ve Japon bilimadamları insanların 100 yaşın üzerinde hastalanmadan yaşadığı 5 ayrı bölgede (Pakistan Himalayalar’daki Hunza dağı bölgesi, Ekvator’daki Vilcamba, Gürcistan, Moğolistan ve Peru da bulunan özel yerler) yaptıkları incelemede hepsinin ortak bir özelliğe sahip olduklarının farkına varmışlardır. Bu ortak özellik içtikleri doğal olarak çıkan aktive edilmiş sudur. Bu sular bizim içtiğimiz doğal sulardan biraz farklıdır. Hücrelere nüfuzu 3 kat daha hızlı olan bu suların kaynama ve donma noktaları, viskoziteleri ve yüzey gerilim katsayıları normal sudan farklıdır. Bilimadamları yaptıkları çalışmalarda o bölgelerdeki suyun özelliklerini yeraltından geçerken çeşitli minerallerle temas sonucu kazandıklarının farkına varmışlardır. Uzun araştırmalardan sonra bu mineraller nano teknolojiyle çeşitli oranlarda birleştirilerek uzun yıllar (50-60 yıl kadar) etkisini kaybetmeyen, yapısını bozmayan son derece dayanıklı seramik kürecikler üretilmiştir. Bu seramik kürecikler ülkemizde Biocera tescilli markasıyla projelendirilip pazarlanmaktadır. Biocera su iyileştirme sistemleri antibakteriyel, antioksidan, negatif iyon, infrared, çözünmüş oksijeni artırma gibi mucizevi etkileriyle musluk suyunuzu tam anlamıyla şifalı su haline dönüştürmektedir. Sudaki yararlı mineralleri kaybetmemenin yanında minerallere faydalarını daha da artırıcı bir özellik kazandırmaktadır. Biocera su iyileştirme sistemlerini tercih ettiğinizde kesinlikle daha sağlıklı bir yaşam için büyük bir adım atmış olacaksınız. Ülkemizde saygın su arıtma firmalarının yanında meslekle alakası olmayan konusunda uzman mühendislerin çalışmadığı bir çok firma da (Örneğin süpürge satan bir şahıs firması bayilik alarak su arıtma sektöründe bilinçsizce çalışabilmekte…) vardır. Hayatın kaynağı olan su ile ilgili arıtma sistemi satın alırken bilinçli olalım ve bilinçli firmalarla çalışalım. Klasik arıtma sistemleri sudaki zararlı maddelerin dışında yararlı mineralleri de tamamen ortadan kaldırmaktadır. İhtiyaca göre doğru arıtma sistemini seçebilmek, fayda-yarar ilişkisini maksimum düzeyde tutup maliyeti minimuma indirgeyen optimum çözümleri üretebilmek ancak ve ancak uzmanlık işidir. Su hayattır, hayatımız değerlidir. Hayatımızla ilgili kararları uzmanına danışalım. Proses suyu hazırlamada elbette ters osmoz gibi cihazlar makinalar için faydalı olacaktır ancak vücudumuzun suyla birlikte alacağı minerallere gereksinimi tartışılmazdır. Bu bakımdan ters osmoz (reverse osmosis) sistemlerini kullanıyorsak muhakkak bir alkali ya da mineral filtre kullanmamız gerekir.

 

 

Magnezyum

Müthiş Mineral Magnezyum

Vazgeçilmez Mineral “Magnezyum”  

Günlük hayatımızda şikayet ettiğimiz birçok rahatsızlığın, magnezyum eksikliğinden kaynaklandığını ve hatta yüksek seviyede magnezyum eksikliğinin, ölüme bile sebebiyet verebileceğini biliyor musunuz ?

 

Magnezyum, insan vücudu için hayati önem taşıyan 11 mineralden biri olup, enerji gerektiren tüm metabolik olayların yürütülmesinde başrolü oynamaktadır.

Aslında vücudumuz için gereken Magnezyum’u günlük diyetimiz ve içtiğimiz su ile almamız gerekir. Ancak tarımda hormon kullanımının yaygınlaşması, içme suyu olarak sert  suların tercih edilmemesi ve fast food  tarzı yiyeceklerin tüketimi ile ne yazık ki aldığımız magnezyum miktarı gün geçtikçe azalmakta ve tehlikeli seviyelere düşmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmada 1940-1994 yılları arasında 32 milyon kişinin Magnezyum eksikliğinden yaşamını yitirdiği ve toplumda Magnezyum eksikliği görülme oranının %10-20 arasında olduğu ortaya çıkmıştır

Magnezyum neden gerekli?

Magnezyum olmadan vücutta enerji dönüşümü olmaz, insanlarda  metabolik aktiviteler meydana gelmez. Magnezyum vücudumuzda  bir ön faktör gibi rol oynayarak 300 den fazla enzimatik reaksiyona girer. Kemiklerin güçlenmesini sağlar. Karbonhidrat metabolizmasında en temel görevleri alır. Canlıların yaşamında temel olan proteinlerin yapımından sorumludur.

Magnezyumun yaşamsal organımız  kalp  üzerinde de olumlu  etkileri vardır. Aritmilerin tedavisi ve kalp krizinin tedavisinde kullanılan magnezyum, kalp kasının kasılma şiddetini azaltır. Kalbin daha az enerji ve oksijen kullanmasını sağlar.  Başka bir deyişle Kalbin ekonomik çalışmasın sağlar.

Bu bilgiler ışığında  magnezyum eksikliğinin insan yaşamında son derece önemli olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.Ancak günümüz koşullarında ne yazık ki doğal yollar ile bu eksikliği gidermek gün geçtikçe zorlaşmaktadır.

Yeterli seviyede magnezyum  alınmazsa ne olur ?
Kaslarda gerilmeler ve kramplar, sersemleme, konsantrasyon bozukluğu, sinirlilik, yorgunluk hissi, kadınlarda ağrılı adet,  ellerde iğnelenme hissi, uyuşukluk, migren, gerilim tipi baş ağrısı , bulantı, kusma ve çarpıntı gibi ortaya çıkan belirtiler vücudumuzda magnezyum eksikliğinin habercisi olabilir.

Kimin Daha Fazla Magnezyuma İhtiyacı Var ?

Yaşlılarda

Yaş ilerledikçe birlikte magnezyum alımında azalma ve atılımda artış görülebilir.Yaşlılığa eşlik eden hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıklar kişilerin yaptıkları diyetle birlikte daha az magnezyum almalarına yol açmaktadır. Bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ise vücuttan daha fazla magnezyum atılımına yol açmaktadır.Yine yaş ilerledikçe ortaya çıkan kemik erimesi (osteoporoz) riski dışarıdan magnezyum takviyesi ihtiyacını doğurur. Günlük magnezyum ihtiyacı, 65 yaş üstündekiler  için 350 mg.’ a kadar çıkmaktadır

Kadınlarda

Adet dönemi başlangıcında ve devamında alınan magnezyum takviyesi adet sancılarını azaltır. Ayrıca hamileler ve emziren kadınların çoğunlukla beslenme yoluyla kapatılamayan bir magnezyum ihtiyacı vardır. Hamileliğin sorunsuz geçmesi ve çocuğun sağlıklı gelişmesi için annenin yeterli miktarda magnezyum alması çok önemlidir.

Sporcularda

Spor faaliyetleri sırasında kas etkinliğinin artışına bağlı olarak magnezyum tüketimi artar. Öte yandan fazla terleme yoluyla da çok fazla magnezyum kaybettikleri için krampların oluşmasını önlemek ve performanslarını arttırmak üzere sporcuların magnezyum kaybını dengelemesi gerekmektedir.

Şeker hastalarında

Diyabetikler sık idrara çıktıklarından magnezyum kaybı da fazladır.

Bu kişilerin düşük kalorili beslenmeleri gerektiğinden artan magnezyum ihtiyacı da çoğu zaman karşılanamaz. Çarpıntı, titreme ve halsizliği önlemek üzere  magnezyum takviyesi gerekmektedir.

Kalp ve özellikle hipertansiyon hastalarında

Magnezyumun eksikliği kalp şikayetlerinin  ve kalp ritim bozukluklarının artmasına neden olabilir. Bunun yanısıra klinik çalışmalar, magnezyumun hipertansiyonu düşürdüğünü göstermektedir.

Magnezyum gereksinimi

Yetişkin bir kişinin günlük magnezyum ihtiyacı Dünya Sağlık Teşkilatı’na göre  300 mg. dır.  Ancak magnezyum ihtiyacı  özellikle hamile kadınlar ve emziren annelerde, iki katına kadar çıkabilmektedir. Gebelik döneminde görülen krampların çözümü magnezyumdur. Bu anlamda, sağlıklı çocuk doğumunda ve  gelişiminde magnezyum ihtiyacını kesinlikle gözden kaçırmamak gerekmektedir

Ayrıca magnezyum,  alkol tüketimi,  yoğun zihinsel faaliyetler, fiziksel stres ve stres durumlarında,  magnezyumun atılmasına neden olan ilaçların kullanımında magnezyum gereksinimi  artmaktadır. 

 

 

Antioksidan

Antioksidan Maddeler

Tıp, bir yandan hastalıkların tedavisinde yeni olanaklar araştırırken, öte yandan da sağlıklı bir yaşam sürdürme, hastalıkları önleme yolunda yoğun çalışmalar yapmaktadır. Bu alanda en yoğun çalışmalar beslenme üzerinde sürmektedir. Gıdalardaki lif oranları, vitaminler, beslenmedeki protein, karbonhidrat ve yağ miktarları, yağlardaki doymuş yağ asidi yüzdeleri neredeyse hepimizin öğrenmeye başladığımız kavramlar. Bu konuya daha titizlikle eğilenler, son zamanlarda antioksidanlardan sıklıkla söz edildiğini görmüşlerdir. Bu konu çok konuşuluyor ama, bilgilerin yeterli olmadığını da görüyoruz. Eksik bilginin, bilgisizlikten daha tehlikeli olduğu ilkesinden hareket ederek, antioksidanlar konusu biraz anlatmak istiyorum. Antioksidan nedir? Vücut hücreleri tarafından üretildiği gibi, gıdalarla da alınan bir grup kimyasal maddedir. Gıdalarla alınan en önemli antioksidanlar, betakaroten, E ve C vitaminleridir. Nasıl etki ederler? Soluduğumuz havadaki oksijen, vücut içinde serbest radikaller adı verilen ve toksik (zehirli) etki gösteren bazı maddelerin oluşmasına neden olur. Demirin paslanması ve balığın sudan çıktıktan sonra ölmesi, oksijenin zararlı etkilerine örnektir. Vücudumuzda bulunan antioksidanlar, serbest radikallere karşı etki göstererek bunların zarar vermesini önler. Antioksidanların hastalıkları önlediği söylenebilir mi? Bu konuda kesin konuşmak için bazı çalışmalar daha yapılmalı. Ancak tıbbi istatistik çalışmaları, ne kadar yüksek dozda antioksidan alınırsa, kanser ve kalp krizi gibi amansız iki hastalığa yakalanma ihtimalinin o denli azaldığını ortaya koyuyor. Ayrıca bulaşıcı hastalıklar ve katarakt konusunda da yararlı etkilerinin olduğu biliniyor. Ancak bu etkinin, oluşmuş hastalığın tedavisini değil, hastalıkların önlenmesini sağladığını bir kez daha hatırlatmak isterim. Ne kadar antioksidana ihtiyacımız var? Bu konuda kesin bir rakam vermek güç. Çalışmalar, alınan miktar arttıkça koruyucu etkinin de daha fazlalaştığını ortaya koyuyor. En son çalışmaların ışığında, günlük C vitamini ihtiyacının 250 ile 1000 mg. arasında olduğu söylenebilir. Bu doz, E vitamini için 100 ile 400 ünite, beta karoten için 6 ile 30 mg. arasında olduğu söylenebilir. Dengeli bir beslenmeyle, yeterince antioksidan almıyor muyuz? Son çalışmalar antioksidanların yüksek dozda alındıklarında daha yararlı olduğunu gösteriyor. Gıdalardan bu dozda antioksidan sağlanmasında en önemli sıkıntı E vitaminindedir. Bilindiği gibi E vitamini yağda eriyen bir vitamin olup ve en önemli kaynağı da bitkisel yağlardır. Bitkisel yağlardan ideal dozda E vitamini alabilmek için, örneğin 2 bardak ayçiceği yağı içmek gerekir ki, sağlık açısından bu miktarda yağ alınmasını da uygun görmüyoruz. A vitamininin yapı taşı olan beta karoten ve C vitaminini, gıdalarla almak mümkün. Bunun için temel şart dengeli bir beslenmedir. Ancak, çok yüksek dozlara ihtiyaç olduğunda, vitamin takviyeleri gerekli olmaktadır. Son zamanlarda piyasaya verilen vitamin ve mineral takviye ilaçları, gerekli olan her maddeyi içerir gibi gözüküyor. Bu doğru mudur? Her maddeyi haplardan almak mümkün değil. Gıdalarda bunların dışında olan ve vücut için hayati önemi olan bir çok madde bulunmaktadır. Örneğin kompleks karbonhidratlar, temel yağ asitleri, temel aminoasitler gıdalardan alınır. Ayrıca son zamanlarda, bitkilerde bulunduğu ortaya konulan bazı kimyasal maddelerin de sağlık açısından çok önemli etkilerinin olduğu görülüyor. Phytochemicals adı verilen bu maddeler de, sadece iyi dengelenmiş bir beslenme ile alınabilmektedir. Antioksidan içeren vitamin takviyelerini kullanmaya başlamak mı yoksa araştırmaların biraz daha ilerlemesini beklemek mi daha uygun? Antioksidanların, sağlık açısından risk taşımadan yararlı etkiler sağladığı ortaya konuldu. Sürmekte olan çalışmalar yararın hangi oranda olduğunu ve başka hangi alanlarda kullanılabileceğini ortaya koymaya çalışıyor. Örneğin kalp krizini %40 mı yoksa %10 oranında mı azalttığı belirlenmeye çalışılıyor. Eğer %10 gibi bir oran bile tesbit edilse, bu da çok önemli değil mi? Tabii ki antioksidanlar mucize değildir. Eğer siz doymuş yağlarla besleniyorsanız, sigara içiyorsanız, aşırı alkol alıyorsanız, eksersiz yapmıyor ve otonuzda emniyet kemeri kullanmıyorsanız, sadece E vitamini ya da diğer antioksidanları aldığınız için hayatınız kurtulmaz. Diğer önlemlerle birlikte, bunlar da daha sağlıklı bir yaşam için önemli bir yapı taşıdır. Unutmayın en önemli yapıtlar, yapı taşlarının birbirleriyle uyumları sayesinde yükselir ve ayakta kalır.

 

Dr. Gündüz Tezmen