Son zamanlarda alkali su tarifi yapmak oldukça moda oldu. Ancak alkali su konusunun çok iyi anlaşıldığını zannetmiyorum. Biryerlerden birkaç bilgi okumakla ve kulaktan dolma bilgilerle bir yere varmak oldukça zor. Alkali su kelime anlamıyla birlikte PH seviyesinin 7'den yukarıda olduğu bir su çeşididir. Ülkemiz kaynak suları ve musluklarımızdan akan şebeke suları PH seviyesi 7 civarındadır, ya zayıf asidik ya da zayıf alkali sulardır. Bölgelere göre bu suların kendilerine has karakteristik özellikleri vardır ve mineral kompozisyonları da farklıdır. Şifalı sular diye tabir ettiğimiz çeşitli yörelerdeki kaynak sularının farklı rahatsızlıkların tedavisinde etkili olduğu yöresel halk ve işletme sahipleri tarafından bilinmekte ve çeşitli kür tedavileri uygulanarak rahatsızlıkların doğal yöntemle giderilmesine çalışılmaktadır. Bu suların çoğunluğu PH seviyesi yüksek alkali iyonize sulardır. Yeraltında yüzlerce yıllık serüvenle çeşitli yerleri dolaşarak ve dolaştığı bölgelerdeki zengin mineralleri çözüp bünyesine katarak oluşan bu sular özel sulardır ve son zamanlarda oldukça popüler olan "canlı su" tabiri ile adlandırılmaktadır. Ancak bu sular şifa verici özelliklerini uzun müddet koruyamamaktadır, bu yüzdendir ki bu suların nimetlerinden faydalanabilmek için kaynağına gidilmesi gerekir. Tesislerin de illa ki kaynağında kurulması gerekmektedir. Bu suların faydasını ancak yeryüzüne çıktığı zaman görebilmektesiniz. Ancak alkali özelliği hiçbir zaman kaybolmaz. Örneğin bir suyun PH değeri 8 ise uzun yıllar mikrobiyolojik faaliyetlerden korunduğu vakit PH değerinin yine 8 olup değişmediğini pekala gözlemleyebilirsiniz. Son zamanlarda ph yükseltici damlalar bazı ünlülerin haberli habersiz katkıları ile oldukça yoğun miktarda satılmaktadır. Özellikle alkali suyun diyet için faydalı olup zayıflattığı vurgulanmaktadır. Her konuda fikir sahibi olan muhterem ünlü hocalarımız, doktorlarımız da çeşitli alkali su yapımı hakkında tarifler vermekteler. Şu kadar suyun içerisine şu kadar karbonat atarsanız, limon sirke gibi malzemeleri suya karıştırırsanız şöyle olur böyle olur şeklinde bir sürü magazinsel yaklaşımlar mevcut. Bunları karıştırıp da ne olacak, alkali suyun ne faydası var, normal su içsek ne olur asidik su içsek ne olur. Alkali su konusuna eğilen ilk uzmanlardan biri olarak yurt dışında oldukça popüler olan bu konunun ülkemizde de popüler hale gelmesi sevindirici olmakla beraber ülkemizde bilinçsizlikle tanınması da şahsım adına üzücü olmuştur. Alkali suyun zayıflatıcı etkisi göz önüne alınarak çeşitli ürünlerin pazarlanmaya çalışılması alkali su adına talihsiz bir durumdur. Kilolu olup da zayıflamak isteyen insanlar nedense diyetine dikkat etmek yerine hep mucizevi bir ilaç, nesne, sihirli değnek gibi bir maddenin dokunarak hiçbir efor harcamadan çaba göstermeden zayıflamanın peşine düşmekteler. Bu yalnızca bizim ülkemizde değil dünya üzerinde insanlığın çözmesi gereken büyük bir sorun. Kimimiz genetik yapımızdan dolayı şanlı kimimiz şansısız. Önemli olan insanın kendini iyi tanıyabilmesidir. Ancak vücudumuzun işleyiş şekli de bellidir ve tıp ilerledikçe sır olan şeyler teker teker açığa çıkmaktadır. Yaşayabilmemiz için su, hava ve besinlere ihtiyacımız vardır, bunları vücudumuzun kullanış şekli de bellidir. Besinler içerisindeki karbonhidratlar, proteinler, yağlar, mineraller parçalanıp açığa çıkarılarak hücrelere taşınır. Bu maddeleri hücrelere taşıma görevi ve hücrelerdeki birikmiş atıkları uzaklaştırma görevi kanındır. Kanın PH seviyesi nötre oldukça yakın olup hafif alkali 7,35- 7,45 civarında değişmektedir. Bu değer yediklerimizle alakalı olarak asla değişmemektedir. Siz ne yerseniz yeyin nasıl bir diyet uygularsanız uygulayın vücudumuzdaki sistem kanın PH'ını bu civarda ayarlayacaktır. Ancak bu demek değildir ki istediğimiz herşeyi yiyelim zevkimize göre yaşayalım. Dengeli beslenmeden kasıt yediklerimizin içtiklerimiz bu PH seviyesine yakın sistemimizi yormayacak şekilde olmasıdır. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu besinleri yemeli, içmeli ihtiyaç duymadığı ve hatta zararlı olan besinlerden uzak durmamız gereklidir. Bazı besinler ve içecekler PH 2-3 gibi kuvvetli asidik olabilmekte iken bazı besinler ve içecekler de PH 9-10 gibi kuvvetli bazik olabilmektedir. Bunlar arasında beslenmemiz için oldukça gerekli olan protein açısından zengin olan kırmızı et kuvvetli asidik tarafta bulunmaktadır. Yapılacak olan şey kırmızı et tüketirken yanında kuvvetli bazik olan besinler tüketmektir. http://www.antioksidan.info sitesinde bazı besinlerin ph seviyelerini ve antioksidan ölçütü olan ORAC değerlerini inceleyebilirsiniz. Kebabı ile ünlü olan güzide kentlerimizden biri Adana'da lokantaya gittiğiniz vakit kebab gelmeden önce masanıza yeşillik ve sumak, kırmızı biber gibi çeşitli baharatlarla süslenmiş soğan çeşitlerini hemen hemen her restoranda önünüze sunarlar. Soğan, yeşillik ve baharatlar kuvvetli bazik olup kırmızı etin düşük ph seviyesini oldukça iyi dengeleyebilmektedir. Bu bakımdan alkali suyun da bilinçli olarak tüketilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Hazır gıdalar, fast food tarzı yiyecekler, un, şeker, tuzlu yiyeceklerin fazlaca tüketilmesi beslenme diyetimizin PH seviyesini oldukça düşürmüştür. Vücudumuz bunu düzenlemeye çalışmakta ancak aşırı ve sürekli yüklemelerde çaresiz kalarak genetik yapının hassasiyetine göre zayıf olduğu noktalarda çeşitli rahatsızlıklara neden olmaktadır. Kanseri de bu rahatsızlıkların arasında rahatlıkla sayabiliriz. Sürekli sebze meyve gibi alkali seviyesi yüksek olan besinlerle beslenen bir kişinin de alkali su tüketmesi ne kadar doğrudur? Buradaki alkali sudan kasıt yüksek ph seviyesi 10-11 gibi değerlerdir. Piyasada bu PH seviyelerinde su üretbilen çeşitli alkali iyonizer cihazlar satılmaktadır. Bu cihazlar yurt dışında bir çok ülkede medikal cihaz statüsünde olup doktor kontrolü ile uygulanması gerekmektedir. Yüksek PH seviyelerindeki sular çeşitli hastalıkların tedavisinde kür olarak belirli süreler için uygulanmaktadır. Uzun müddet bu suların tüketilmesi ile aynı asidik beslenmede olduğu gibi çeşitli rahatsızlıkların ortaya çıkabilme ihtimali vardır. Günümüz şartlarında genel beslenme alışkanlıklarına bakarak beslenme PH seviyemizin asidik tarafta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunlara şehir yaşamının getirdiği stres, hava kirliliği, zararlı alışkanlıklar, televizyon, radyo, cep telefonu, kablosuz iletişim gibi teknolojik aletlerin yaymış olduğu da dalgaları da eklersek (bunların hepsi hücrelerimizde asidik etki yaratmaktadır) alkali suyun hayatımız için vazgeçilmezleri arasında yer alması gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır. Sanırım alkali su ile günlük su ihtiyacımızı karşılamamız gerektiği anlaşılabilmiştir. Peki nasıl yapacağız bu alkali suyu. Eğer hazır şişe suyu satın alıyorsak birçok su firması su içerisindeki bazı değerleri etiketlerinde belirtmektedir, bunlardan biri de PH seviyesidir. Bu PH seviyesine bakarak 7'den yüksek PH seviyesindeki suları tercih edebiliriz. Sağlıklı yaşamak istiyorsak beslenme tarzımıza ve en başta su olmak üzere tükettiğimiz içeceklere özen göstermeliyiz. Bilindiği üzere reverse osmosis (ters osmoz) cihazları suyun içerisindeki maddeleri çok küçük gözenekli membranlar vasıtası ile ayırarak suyu saflaştırmakta bu da üretilen suyun PH değerinin asidik olmasına neden olmaktadır. Evlerinde bu tip cihaz kullananlar için kesinlikle alkali filtre kullanmalarını öneriyorum. Alkali filtreler kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum gibi mineralleri suya takviye ederek suyun PH değerini yükseltirler. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus piyasadaki birçok alkali filtrenin taklit ürünü olması ve hiçbir fayda sağlamadığı gibi zararları da olabilmesidir. PH test kağıdı, ph solüsyonları, cep tipi phmetreler gibi ölçüm aletlerinden istifade edilerek suyun ph değeri ölçülebilir ve filtrelerin işe yarayıp yaramadığı ortaya çıkarılabilir. Öyle ya da böyle suyunuza limon damlatarak, karbonat ilave ederek, ph yükseltici damlalar kullanarak, ph seviyesi yüksek su satın alarak, alkali filtre kullanarak alkali su elde edebilirsiniz ancak gerçek manada alkali suyun faydalarından yararlanamazsınız. Alkali su diye tabir ettiğimiz sular aslında 1960'lı yıllarda Japon bilim adamlarının suyu elektroliz yöntemi ile ikiye ayırıp asidik ve alkali su elde etmesiyle ortaya çıkmıştır. Anot ve katot elektrot çubukları su içerisindeki negatif yüklü iyonları bir diyafram vasıtası ile bir tarafta pozitif yüklü iyonları da diğer bölgede toplayarak pozitif yüklü iyonların yoğun olduğu böledeki suyun alkali negatif yüklü iyonların yoğun olduğu bölgedeki suların da asidik olmasını sağlamıştır. Elektroliz işleminin şiddeti ayarlanarak da istenilen PH seviyesindeki suyun elde edilmesi mümkün olmuştur. Yalnız bu suların bizim normal olarak içtiğimiz sulardan çok farklı yönleri de keşfedilmiştir. Su moleküllerinin yapısı elektron mikroskobu ile ölçüldüğü vakit altıgen haldedir. Normal sulara kıyasla 3 kat daha küçük bir haldedir, bu şekilde hücrelere giriş çıkış işlemleri kolaylaşmakta besin taşıma ve toksinleri uzaklaştırma işlemleri kolaylaşmaktadır. Ayrıca bu sularda serbes radikalleri ve toksinleri nötralize edecek bol miktarda negatif elektron mevcuttur. Bazı bilim adamları elektroliz işleminin bir aktivasyon süreci olduğunu suyun ta kendisinin yaşayan bir varlık olduğunu ve suyun iyileştirici bir gücü olduğunu savunmaktadır. Aktivasyon süreci bir nevi suyu ölü halinden uyandırıp canlandırma işlemi olarak tarif edilmektedir. Yeryüzüne çıkan sular da yeraltında çeşitli kayaçlarla temas ederek canlanmakta ve bir müddet bu özelliğini korumaktadır. Ancak bu suları kaynağından şişelere, bidonlara doldurduğumuz vakit sular canlılığını yitirmekte bir nevi uyku moduna geçmektedir, bu esnada alkali özelliği ise kaybolmamaktadır. İşte bu noktada bilimadamları asıl faydalı olan suyun alkali özelliğinden çok iyonize olması, aktive edilmiş su olması, canlı su olması, yaşayan su olması hususunda birleşmiştir. Bu bakımdan bizde ürünlerimizde alkali sudan ziyade alkali iyonize su, antioksidan su tabirlerini kullanmaktayız. Normal alkali sular elbetteki faydalıdır, içmemiz de gerekir, zaten içmeden yaşayamayacak olmamız da bir gerçektir ancak alkali iyonize su bu sulardan çok farklıdır. Yeryüzüne çıkan doğal şifa verici su özelliklerine benzemektedir. Alkali iyonize su içerisinde yer alan mineraller de iyonik formdadır. İyonik formdaki kalsiyum, magnezyum gibi minerallerin toksinlerin uzaklaştırılmasında çok büyük önemi vardır. Alkali iyonize su içerek zayıflayan birçok insan vardır bunun en önemli nedenlerinden biri de alkali iyonize suyun muhteva etmiş olduğu iyonik minerallerdir. Alkali iyonize su hücrelere çok hızlı nüfuz eder. Popüler ve ticari olduğu için hep zayıflama konusundan bahsedilmektedir, oysa kilo alamayan insanlar da mevcuttur. Alkali iyonize su aynı zamanda kilo alamayan insanların da kilo almalarına yardımcı olmaktadır. Önemli olan kendimizi tanımak vücudumuzun ihtiyaç duyduğu şeyleri keşfetmek ve ona göre haraket etmektir. Alkali iyonize su zayıflatır diye pervasızca yer içerseniz ne zayıflayabilirsiniz ne de sağlıklı kalabilirsiniz. On milyarlarca hücremiz görevini icra etmek için beklemektedir, eğer biz gerekli olan meteryalleri hücrelerimize sağlayabilirsek onlar da görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmekte şikayetçi olmayacaklardır. 

Evde kendi kendinize alkali su hazırlamanız mümkün. Bunun için evde sıklıkla kullandığımız nesnelerden faydalanabiliriz. Alkali su demek ph seviyesi 7'nin üzerinde su demektir. Musluk suları ve kullandığımız şişe suyu, damacana suyu gibi suların PH seviyesi 7 civarında olup yani nötr diyebiliriz. Eğer suyumuzun PH seviyesini yükseltmek istiyorsak su içerisine yarım limon sıkıp içebiliriz. Bu şekilde içtiğimiz suyun PH seviyesi yükselmiş olur. Evde limon yoksa karbonat ya da sirke kullanarak da içtiğimiz suyun PH seviyesini yükselterek alkali hale dönüştürebiliriz. Ancak unutmayalım bu şekilde sadece içtiğimiz suyun PH seviyesini yükseltmiş oluruz. Suyun molekül yapısında herhangibir değişiklik olmaz. Altıgen molekül yapılı alkali su elde edebilmek için suyun aktive edilmesi şarttır. Bu da elektroliz yöntemi  ya da uzak dalga boylu kızılötesi ışınların su moleküllerini aktive etmesi ile gerçekleşebilir. Altıgen moleküllü suyun PH seviyesinin yüksek olmasının yanında antioksidan özelliği de olup hücrelerimize detoks etkisi uygulamaktadır. Bu tür bir suyu elde etmenin en kolay yolu alkali çubuk ya da antioksidan sürahidir.

Alkali su bebeğin cinsiyetini belirler mi?

alkali su içenler erkek bebek sahibi oluyorSon yıllarda yapılan araştırmalar alkali su içen çiftlerin erkek bebek sahibi olma olasılığını artırdığı gözlenmiştir. Özellikle uzakdoğu ülkelerindeki erkek bebek sahibi olma arzusu ordaki insanları erkek bebek sahibi olmak için neler yapılması gerekir sorusunu araştırmaya itmiştir. Geleneksel çin tıbbında erkek çocuk sahibi olma olasılığını artırmak için bir çok yöntem vardır. Bunların çoğunluğu beslenme ile alakalıdır. Hayatımızın kaynağı olan su da erkek ya da kız çocuğu sahibi olmak isteyenler için belirleyici bir unsurdur. Suyun PH seviyesinin yüksek olması ve içerdiği bol miktardaki negatif iyonlar ve çözünmüş oksijen seviyesi, iyonik kalsiyum, magnezyum gibi alkali minerallerin bol miktarda bulunması erkek çocuk sahibi olma olasılığını artırırken, tersine PH seviyesinin düşük olması yani suyun asidik karakterde olması negatif iyon, çözünmüş oksijen ve minerallerin az miktarda bulunması kız bebek sahibi olma olasılığını artırmaktadır. Yalnız bütün bunlar bir olasılıktan ibarettir, kesin garanti sonuç vermez. Spermler alkali, vajina ise asidik bir ortamdır. PH seviyesi yüksek bir su tüketmek vücudun alkalinitesini etkilediği gibi vajinanın da ph düzeyini etkiler. Erkek kromozomu taşıyan spermler vajina içerisinde hızlı hareket ederler buna karşın kız kromozomu taşıyan spermler vajinada yavaş hareket ederler. Erkek kromozomlarını taşıyan spermlerin alkali ortama yatkınlığı, kız kromozomları taşıyan spermlerin asidik ortama yatkınlığı dayanıklılık açısından kız kromozomu taşıyan spermleri daha ön plana çıkarmaktadır. Böylelikle aradaki bu fark elimine edilmiş olur. Ancak PH seviyesi yüksek suların tüketilmesiyle vajinal ortamın PH seviyesinin yükseltilmesi erkek kromozomu taşıyan spermlere ekstra bir avantaj sağlar. Böylelikle erkek kromozomu taşıyan sperm hücrelerinin yumurtayı dölleme olasılığı artmış olur. Son yıllarda Güney Kore, Taiwan, Japonya, Çin gibi uzakdoğu ülkelerinde alkali iyonize su üreten cihazların yaygın olarak kullanılmaya başlaması erkek çocuk nüfusunu önemli oranda artırmış olup ilerisi için sorun teşkil edip etmeyeceği tartışma konusu olmuştur. Ancak milyarlarca spermin yumurtaya varış yolculuğu meşakkatli bir şekilde gerçekleşmekte ve sonuçta en iyiler ve birazda şansı olanlar yumurtaya varabilmektedir. 

alkali su içen herkes erkek bebek sahibi olabilirBebek cinsiyeti belirleme konusunda teknolojinin ilerlemesi ile %100'e yaklaşan metotlar geliştirilmiş, hatta sperm hücreleri kontrol edilerek suni dölleme metoduyla istenilen cinsiyette bebek sahibi olma şansı doğmuştur. Ancak bu bana göre bir nevi doğaya müdahale etmektir. İnsanoğlu çeşitli zamanlarda doğaya müdahale etmiş ve sonuçlarını kötü bir şekilde görmüştür. Ekosistemde herşey bir denge üzerine kuruludur. Bu sisteme dışarıdan müdahale etmek tahmin edilemeyen sonuçlar doğmasına yol açabilmektedir. Tarımsal amaçlı olarak zararlılarla mücadele için zararlıların düşmanlarının o bölgelere yerleştirilmesi ve çoğalmalarının sağlanması ekolojik dengenin bozulmasına ve geri dönülemez başka problemlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu tip işlemlerin kontrollü bir şekilde simülasyon programları geliştirerek uygulanması gerekir. Doğadaki erkek ya da kız nüfusunun kontrolsüz bir şekilde artması tahmin edemeyeceğimiz problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. İnsanların çoğunluğunun erkek çocuk istemesi ve bu tip cinsiyet belirleme çalışmaları erkek nüfüsunun artması tersi olarak da popülasyondaki kadın nüfusunun artmasına neden olup çeşitli kaoslarla birlikte bir karmaşa ortamı ve insanlığın sonunun gelmesine bile neden olabilir görüşündeyim. Erkek ya da kız çocuk olsun doğanın dengesi içerisinde müdahale edilmeden geliştiği sürece insanlığın daha ileri seviyelere ulaşacağı kanaati içerisindeyim. Önemli olan soyun devam etmesi, erkek ya da kız olmasının öneminin olmaması gerektiğine inananlardanım. Ekolojiye bilmeden yapacağımız her müdahale tahmin edemeyeceğimiz sonuçlar doğurabilir, bu konuda dikkatli ve duyarlı olmalıyız. Alkali iyonize su içmenin erkek çocuk sahibi olma olasılığını artırdığı yönünde çalışmalar vardır ancak bunlar kesinlik içermemektedir. Vücudun anatomisi bakımından kişinin beslenme alışkanlıkları da büyük önem arz etmektedir. Bu konuda çiftlerin erkek çocuk sahibi olmaları için alkali iyonize su içmeleri gerektiği yargısına kapılmak bana göre yanlıştır. 

 

Alkali Filtre

Alkali filtre denilince akla ilk gelen suyun PH seviyesinin 7'den yukarıda olmasını sağlayan filtredir. Alkali filtreler nasıl olup da PH seviyesinin 7'nin yukarıda olmasını sağlıyor? Reverse osmosis (ters osmoz) sistemler genel olarak asidik karakterli su üretmektedir.Burada giriş suyunun PH seviyesi ve mineral kompoziyonu önemlidir. Şehir şebeke suları ortalama 7 civarında PH değeri vermektedir. Buna bağlı olarak da reverse osmosis cihazları 5,5~6,5 PH seviyesinde su üretmektedir. Bu asidik sular vücudumuz için çok faydalı olan sular değildir. Kanımızın PH seviyyesi 7,34'dür ve vücudumuz bu PH seviyesini korumak için sürekli bir çaba içerisindedir. Son zamanlarda edinilen beslenme alışkanlıkları oldukça asidik karakterdedir. Etçil beslenme, fast food tarzı yiyecekler, gazlı içecekler, bir çok hazır gıda inanılmaz ölçüde asidik karakterdedir. Bu yüzden uzmanların çoğunluğu alkalinitesi yüksek suları tüketmenin sağlık açısından son derece faydaları olacağı görüşündedir. PH seviyesi yüksek bir su diyetimiz için oldukça faydalı olacaktır. Vücudumuz PH seviyesini korumak için dışarıdan aldığımız besinlerden ve suda bulunan minerallerden faydalanmaktadır. Bu mineraller yeteri kadar bulunmuyorsa vüdumuzun PH seviyesini dengelemek için kemiklerimizdeki kalsiyum mineralinden faydalanma yoluna gitmektedir. Bu da kemik erimesi hastalığının başlamasına yol açmaktadır. Kemik oluşumu tamamlandıktan sonra kemik hücreleri kendilerini yenileyemez ve bu hastlaık geri dönülemez sonuçlara yol açmaktadır. Bu tür rahatsızlıklardan korunmak için muhakkak diyetimize önem göstermeliyiz.Bunlardan en önemlisi belki de PH seviyesi yüksek alkali su tüketmektir.

Uluslarası içme suyu standartları ve ülkemizdeki içme suyu satndartlarına göre suyun kabul edilebilir ideal PH seviyesi 6,5~9 aralığında olması gerekir. Bazı alkali su üreten cihazlar PH 9, 10, 11 gibi yüksek seviyede alkali su üretebilmektedir. Yapılan çeşitli araştırmalar PH seviyesi çok yüksek olan bu suları tüketmenin çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Japonya, Güney Kore, Taiwan, Çin, Amerika, Kanada, İngiltere gibi ülkelerde bu tip cihazlar medikal cihaz sınıfına sokulmuş ve kullanımları doktor kontrolüne bağlanmıştır. Gerçekten de hastalıkları tedavi aşamasında ne kadar süreyle ne miktarlarda yüksek PH'lı su tüketileceği önemli bir konudur ve doktor kontrolünde olması önemlidir. Bu tip cihazlar ülkemizde ne yazıkki bilinçsiz kullanılmaktadır. Nasıl ki Ph seviyesi asidik olan bir su tüketmek zararlı ise PH seviyesi 11 olan bir suyu uzun bir süre boyunca tüketmek de uzun vadede zarar getirecektir. Vücudumuzun dengesini bilmeli, anlamalı ve ona göre hareket etmeliyiz

Uzmanlar PH derecesi yüksek alkali suların tüketilmesinin yanında asıl önemli olan konunun suyun ORP değerleri olduğu konusunda birleşmektedir. Negatif ORP değerleri yüksek olan sular antioksidan özellik gösterir. Antioksidan maddeler bağışıklık sistemimizi güçlendirerek hastalıklara karşı direnç kazanmamızı sağlarlar. Yaşadığımız ortam şehir hayatı, stres, sigara, alkol gibi kötü alışkanlıklar, yediğimiz yiyecekler ve içecekler, soluduğumuz hava bol miktarda serbest radikal içermekte ve bunlar bağışıklık sistemimizi çökerterek çeşitli organlarda tahribatlara ve astım, alerji, hipertansiyon, diyabe, kanser gibi tedavisi olmayan kalıcı hastalıklara neden olmaktadır. Bunları engelleyebilmek için sürekli olarak bağışıklık sistemimizi güçlendirmeliyiz. Hergün tüketmek zorunda olduğumuz suyun antioksidan özellikli olması çok akıllıca bir hareket olacaktır. Antioksidan sular görünüş ve tat itibariyle diğer sulara benzesede yapı şekliyle diğer sulardan oldukça farklıdır. Molekül yapısı oldukça küçük olan antioksidan sular normal sulara göre hücrelere 3kat daha hızlı bir şekilde nüfuz ederler. Bünyesinde serbest radikallerle savaşacak yoğun miktarda negati elektron barındırırlar. Negatif elektronlar serbest radikallerin üzerine giderek imha ederler, böylece organlarımıza zarar veremeden imha edilmiş olurlar. 

Her alkali filtre antioksidan özellik göstermez. Alkali filtre özellikle reverse osmosis sistemleri ile birlikte kullanılan bir filtre çeşididir. Kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum gibi alkali minerallerin suda çözünmesi suretiyle PH seviyesi artar. PH seviyesinin istenilen miktarlarda artabilmesi kullanılan filtrenin kalitesine bağlıdır. Her alkali filtre suyun PH seivyesini ne yazıkki artırmıyor. Piyasadaki bir çok filtre üzerinde alkali yazmaktan başka ne yazıkki başka bir işlev göstermemektedir. PH ölçümlerinde çoğu filtrenin ancak 0,1 oranda bir değişim gösterdiğini, reverse osmosis sistemlerinde kullanıldığında suyun yine asidik tarafta kaldığını maalesef üzülerek gördük. Bu hususta alkali filtrenin kalitesi çok önemlidir. Bazı filtreler alkali olmasının yanında suyu aktive ederek suya antioksidan özellik de kazandırabilmektedir.Aktive edilmiş suya uzmanlar "canlı su", "yaşayan su" gibi isimlerle hitap etmektedir. Aktive edilmiş suyun molekül yapısı karmaşık halden düzgün altıgen molekül demetlerine dönüşmektedir. Bol miktarda negatif elektron sağlayan bu alkali filtreler aynı zamanda antioksidan özellik göstermektedir. Gümüş iyonlarının nano partiküller halinde suyla temas etmesi suda bulunabilecek herhangibir bakteri varlığına karşı antibakteriyel özellik göstermektedir. Ters osmoz membranlarının gözenekleri çok küçük olduğu için bakteri ve virüs gibi mikoorganizmaların geçişine izin vermez. Ancak depolu sistemlerde depoda bekleyen su kalitesi zamanla bozulabilir havayla temas halinde mikroorganizmalar üreyebilir. Bu durum sağlığımız açısından risk oluşturabilir. Suyun tam korunması açısından depolu sistemlerde depodan geçtikten sonra bu tarz bir antibakteriyel filtrenin kullanılması bir gereklilikdir. 

Sitemizde satışını yapmış olduğumuz Biocera alkali filtre piyasada detox, infrared, alkali, antibakteriyel, ultraviyole gibi isimlerle satılan filtrelerin yapmış olduğu işlevin çok daha kalitelisini tek başına yapmaktadır. Suyun PH seviyesi 8-10 aralığında, negatif ORP değeri -50~-450 aralığında değişkenlik göstermektedir. 4A etkisi dediğimiz AlkaliAntioksidanAntibakteriyelAltıgen özellik bu alkali filtremiz içerisinde mevcuttur. A sınıfı kalitede bir filtre olup NSF, FDA gibi uluslarası kuruluşlardan sertifika belgelerine sahiptir. Son aşamada bu filtreyi gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz.Alkali seviyesini PH test kağıtları, cep tipi PH metreler, alkalinite tayini yapan solüsyonlardan öğrenebileceğiniz gibi antioksidan özelliğini de ORP ölçen cihazlar ya da evinizde uygulayabileceğiniz basit testlerle öğrenebilirsiniz.Örneğin piyasadan elde edebileceğiniz yaprak yeşil çay taneciklerini iki bardak alarak normal suya ve Biocera alkali filtreden geçmiş suya attığınız vakit Biocera Alkali Filtreden geçmiş olan suyun yeşil çayı çok daha hızlı bir şekilde çözdüğünü gözlemleyebilirsiniz. Bu Biocera alkali suyun molekül yapısının çok küçük olduğu ve antioksidan özellik gösterdiğinin bir işaretidir.

 

Alkali Su

Alkali su nedir, alkali su nasıl yapılır. Alkali su ile alkali iyonize su arasında fark var mıdır? Alkali su içerek zayıflayabilmek olanaklı mıdır?

Alkali Su

Alkali su nedir

alkali iyonize suAlkali su nedir dediğimiz zaman PH kavramından söz etmemiz gerekecektir. PH sudaki hidrojen iyonlarının logaritmik cinsinden bir ölçüsüdür. Su bir çoğumuzun da  bildiği gibi hidrojen ve oksijen atomlarının etkileşmesi ile oluşmaktadır. Su içeriğinde bulanan maddeler hidrojen ve oksijen moleküllerinin birleşimine etki edebilmektedir. Sudaki hidrojen iyonlarının fazlalığı suyun asidik karakter göstermesine hidroksil (OH) iyonlarının fazlalığı da bazik (alkali) karakter göstermesine netice olmaktadır. PH değeri genel olarak logaritmik bir skala üzerinde değerlendirilmektedir. Bu skalada 0’dan 14’e kadar bir birim artan değerler bulunur. 0 ile 7 aralığı asit ortamını, 7 nötr, 7 ile 14 aralığı ise alkali ortamını ifade eder. PH değeri 0’a yaklaştıkça kuvvetli asit 14’e yaklaştıkça kuvvetli alkali özellik gösterdiğini söyleyebiliriz. Doğal yaşamdaki su döngüsünü takip ettiğimiz vakit istisnalar hariç olmak üzere genelleme yapacak olursak yağmur suları asidik, yüzeysel sular nötr, yeraltı suları ise alkali karakterdedir. Suların yapısı( moleküler bağları) iklimsel faktörler ve bulundukları ortamın mineral kompozisyonuna bağlı olarak çeşitlilik gösterebilir. PH skalası logaritmik olduğundan 1 birimlik değişimlerde bile büyük farlılıklar olduğuna dikkat edelim mesela PH 7 ile 8 arasında 10 kat, Ph 7 ile 9 arasında 100 kat fark vardır. Asit alkali arasındaki dengelenme oksijen miktarlarına bağlı olarak değişkenlik gösterdiğinden aralarında doğrusal bir bağlantı yoktur. Örneğin PH’ı 6 olan bir su ile PH’ı 8 olan bir suyu dengelemek için 1 bardak PH8 suya karşılık 10 bardak PH6 su kullanılmalıdır. Bu bakımdan ph değerleri arasındaki farklar önemlidir.

Bir suyun alkali su mu yoksa asidik su mu olduğu PH skalası ile belirlenebilmektedir. Suların PH derecelerinin çeşitlilik göstermesi ise çoğunlukla mineral kompozisyondaki farklılıklara bağlıdır. Ülkemizdeki suların çoğunluğunun PH değeri 6,5~8,5 arasında değişmektedir, yüzeysel baraj sularımız nötre yakın bir değerdedir.. Kanın PH derecesi 7,365’dir. Vücudumuz kandaki ph seviyesini sürekli bu değere getirmek için çaba harcamaktadır. Kandaki PH seviyesinin azalması ya da artması söz konusu değildir, değişiklik olması durumunda ölümle sonuçlanabilecek şekilde ciddi hasarlar ortaya çıkabilmektedir. Bu bakımdan beslenme yani diyetimizin önemi son derece öndemlidir. Asidik aralıkta olan besinleri sıklıkla tüktecek olursak vücudumuz asidik artıklar, alkali tarzda besinleri sıklıkla tüketecek olursak alkali artıklar oluşturacaktır. Bunun neticesinde genetik yapımıza da bağlı olarak çeşitli hastalıklara yakalanmamıza yol açabilirler. Öyleyse dengeli beslenmeden kasıt asit alkali seviyesinin ayarlanmasıdır. Beslenme uzmanlarının görüşü vücudumuz için gerekli olan kırmızı et gibi kuvvetli asidik gıdaların yanında birkaç çeşit kuvvetli alkali gıdaların tüketilmesi gerektiği şeklindedir. Sizin için özel olarak hazırlamış olduğumuz yiyecek ve içeceklerin PH skalasından faydalanarak diyetinizi ayarlayabilirsiniz.

iyonizasyon prensibi

Suyun sadece ve sadece alkali özellik göstermesi tek başına yeterli olamaz. Her alkali suyun antioksidan özellik göstermesi beklenemez. Özellikle yeraltı sularının kaynağında yeryüzüne ilk çıktığı anda ve akarsuları takip eden şelalerdeki su moleküllerinin yapısı evimize gelen dinlenmiş sulardan oldukça farklıdır. Su yeraltında ilerlerken çeşitli mineralleri de içerisine çözerek yoluna devam eder, enerji yüklüdür haraket eder ve yeryüzüne çıktıktan sonra kazanmış olduğu antioksidan gibi bazı özelliklerini hemen yitirmeye başlar. Bekleyen su zaman geçtikten sonra antioksidan yerine oksidan hale dönüşür. Antioksidan sular tüketildiği vakit molekül yapıları küçük olduğundan hücrelere nüfus etkisi diğer içtiğimiz sulara göre 3 kat daha hızlı gerçekleşir. Besinleri hücrelere iletme ve asidik artıkları, toksinleri vücuttan atma işlemi daha etkili ve çok daha hızlı bir şekidle gerçekleşir. Antioksidan özellik gösteren sular aynı zamanda “aktive edilmiş su”, “yaşayan su”, “canlı su” ingilizce olarak da “live water” “activated water” “ion water1 gibi isimlerle anılırlar. Hergün düzenli olarak antioksidan su tüketmek bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı direnç gösterebilmemizi sağlar. Amaç kaliteli su tüketmek olduğunda tek başına PH değerine bakıp alkali su diye adlandırmamak gerekir. Alkali su deyince aynı zamanda küçük molekül yapısıyla iyonize ve antioksidan nitelikli sular anlaşılmalıdır. Yurt dışında yayımlanmış olan birçok uluslarası makalede alkali su dan kasıt alkali iyonize sudur. Antioksidan özelliği tam olarak ifade etmese de ORP (Oxidation Reduction Potantial- Oksidasyon İndirgeme Potansiyeli) ile belirleyebilmekteyiz.

ORP bir nevi suyun depolanmış enerji seviyesini gösterir diyebiliriz. Negatif olan ORP değerleri suyun indirgenmiş halde olduğunu yani elektron çalma hırsızlarına karşı savaşacak bol miktardaki negatif iyonları ile bir potansiyel enerjisi olduğunu ifade etmektedir. Soluduğumuz havada bulunan aktif oksijen mükemmel bir elektron hırısızıdır. Hayatımızı devam ettirebilmek için ihtiyaç duyduğumuz havadaki aktif oksijen aynı zamanda vücudumuzdaki hücrelerden de elektron çalarak hücrelerimizin yapısını ne yazıkki bozmaktadır. Serbest radikaller diye adlandırdığımız elekton hırsızları vücudumuzda dolaşarak sağlıklı hücrelere saldırıda bulunarak hücre yapısını bozmaya çalışırlar. Tabiki vücudumuzda bu hırsızlarla mücadele etmeye çalışır. İşte bu noktada antioksidan suyu savaşan iki ordudan birisine 3-5 misli takviye kuvvet yapan savaşçı olarak tanımlayabiliriz. Antioksidan su vücudumuz tarafındadır, vücudumuzda yüzen mayın gibi dolaşan serbest radikalleri etkisiz hale getirir. Serbest radikallerden kaçınabilmenin imkanı yoktur. Soluduğumuz hava, yediğimiz yiyecekler, içtiğimiz içecekler, alkol, sigara, stres bol miktarda serbest radikal barındırır. Bu serbest radikaller astım, kanser, hipertansiyon, diyabet, kabızlık, alerji gibi rahatsızlıklara neden olmaktadır. Bu rahatsızlıkların tam net tedavileri henüz ortaya koyulamamıştır. Öyleyse yapabileceğimiz tek şey alkali su gibi iyonize olması kaydıyla serbest radikallere karşı savaşacak ordu sayısını artırmaktır.

 

Alkali su içerek zayıflamak mümkün müdür?

alkali su içerek zayıflayın

 

Bilim insanları fazla kilo (obezite) ile ilgili bir genin varlığını keşfettiler. Tek suçlu bu genmidir, bu geni yok ederek obezite hastalığından kurtulunabilir mi bilinmez ama insanlarının bir kısmının bu rahatsızlıktan yakındığı net bir gerçektir. Kararlı ve azimli bir çalışmayla yapılan spor ve diyet kombinasyonunda pek az insan başarılı olup normal kilolarına dönebilmektedir. Aşırı miktarda kilo aldıktan sonra normal kilolara dönmek çok zor olduğu gibi kilo kaybıyla estetik ve sağlık açısından başka sorunlarla da karşılaşılabilmektedir. Herşeyden önce obeziteyle mücadele için vücudumuzun sesini dinleme miz gerekir. Eğer hızlı bir şekilde kilo almaya müsait bir yapımız varsa diyetimizi buna göre muhakkak ayarlamamız gerekiyor.Neden kilo aldığımızı basit bir şekilde anlatacak olursak, yapımız alkali su içerek zayıflamak mümkündürgereği bizler hareket eden canlılarız. Bizi hareket ettirecek enerjiyi gıdalar ve içeceklerden sağlamaktayız. Eğer sağladığımız enerji ile harcadığımız enerji arasında büyük miktarlarda fark oluşursa vücutta genelde yağ asitlerinden kaynaklanan atık maddeler oluşur. Hücreler arasındaki tüm alışverişler kan aracılığı ile yapıldığından bu asitli maddeleri nötralize edebilecek alkali maddelere ihtiyaç duyulur. Bu alkali maddeler arasında suda bulunan kalsiyum, magnezyum, sodyum, potasyum gibi mineralleri sıralayabiliriz. Ancak bu minerallerin “iyonik formda” olması çok önemlidir. Alkali suda bol miktarda iyonik formda bulunan bu maddeler asidik artıkları nötralize ederek vücuttan atılımını sağlar. Hani derler ya “ne yapayım içtiğim su bile yarıyor” gerçekten de çok doğru ve önemli bir sözdür. Yapılması gereken çok basittir, içtiğiniz suya dikkat edeceksiniz! Alkali iyonize su içerisinde iyonik formda barındırdığı bol miktardaki mineraller vasıtası ile zayıflamanıza yardımcı olur. Ancak siz derseniz ki canım ne isterse yiyeyim üstüne de alkali su içeyim afiyet olsun ama bu sizin sağlığınız açısından faydalı olmayacaktır. Obezite problemi olsun olmasın dengeli beslenme, spor, aktif yaşama tarzı çok önemlidir bunlara dikkat ettiğiniz sürece dış faktörleri bir kenara koyarsak vücudunuzda hangi gen olursa olsun uzun ve sağlıklı yaşarsınız.